1

Bölüm 1/ Bir Damla Kan
SİERRA
Kahve makinesinin ötme sesi ile dağılan dikkatimi toparladım, tepside bekleyen kupalara doldurduğum kahvelerle tepsiyi alarak çıktım mutfak kapısından.
“Kızım çok gürültü yapıyorsunuz, ablana söyler misin daha sessiz olsunlar.”
Koltukta oturmuş elindeki kumandayla bana az sonra çıkacağım merdivenleri gösterirken, ekledi. “Sende çok uykusuz kalma yarın mezuniyet törenin var.”
İkaz edici sesi ile başımı usulca salladığımda alaylı bir kıkırdamayla sert bir tonlama eşliğinde konuştum “Emredersiniz komutanım.”
”Kaldırma beni ayağa. Uyanamayınca seni yataktan sürüklemesi gereken ben oluyorum. Tanrı biliyor ya aynı baban gibisin o da uyudu mu uyanmak bilmezdi…” Gülümsedi ve dikkatini izlediği diziye çevirdi.
Sözleri suratımda buruk bir gülümsemeye sebep olduğunda yönümü merdivenlere çevirdim, çıktığım her basamakla mezuniyeti hatırlamanın verdiği gerginlik omuzlarıma çöküyordu, tanrım mezuniyet zırvasıyla uğraşmak istemiyorum, zaten gidecek kavalyem bile yoktu. Tüm eğitim hayatım bir hayalet gibi görünmez olarak geçmişken şimdi hiç umursanmadığım bir etkinliğe olabilecek en güzel şekilde hazırlanmam bekleniyordu.
Ah baba burada olsan “Uğraşma bunlarla kızım.” derdin, “Gitmek istemiyorsan gitme.” ama annem öyle mi? onun için bu mezuniyet o kadar mühim ki giyeceğim kıyafeti bile elleri ile hazırladı.
Adımlarım nihayet çatı katına çıktığında, ablamın aralıklı kapısından dışarıya yayılan kıkırtı sesleri ile annemin neden sessiz olmalarını istediğini anlıyordum.
“Düşünsene bir de işe yarıyormuş.” Şulenin heyecanlı sesi ile aralıklı kapıyı kolumla iterek odaya girdim.
“Kahveler geldi. “Bakışlarım yerdeki anlamsız tahtada gezindiğinde Berna hızla elimdeki tepsiye uzanıp beni çelimsiz kollarımdaki yükten kurtardı.
”Bu ne?” dedim kaşlarım çatılırken.
”Ben sadece babamla konuşabilmek isterdim.” Serra’nın üzgün sesiyle gözlerim yüzüne döndü.
Babamla konuşmak mı bizim babamız iki sene önce öldü, ne saçmalıyor bu?
”Belki gelir…” Berna yere bıraktığı tepsi ile kendine bir bardak kahve alıp ortadaki tahtanın etrafında dizili olan minderlerden birine çöktü.
”Umarım.” dedi ablam ciddi bir ifadeyle.
”Bunlar saçmalık biliyorsunuz değil mi?” konuşan gurubun en tuhaf kızı Aleyna’ydı, bahsettikleri şey ortadaki tahtaydı ve kimse sorduğum soruya bir cevap vermedi.
”Serra bu ne?” ellerimi belime yasladığımda hesap sorucu bir ifadeyle yüzüne bakıyordum.
”Ruh tahtası işte görmüyor musun? Babamı çağıracağız. ” söylediği şey yüzümde alaylı bir göz devirmeye neden olduğunda, histerik bir kahkaha bıraktım. ”Delirdin her halde ne ruhu ne tahtası ya. Çocuk musunuz siz, kaç yaşında insanlarsınız.”
”Al bende de o kadar.” Aleyna beni desteklerken, Serra çattığı kaçlarıyla sıktığı dişlerinin arasından bir fısıltı bıraktı.
”Berna söylesene onlara. ” topu en yakına arkadaşına atarken bakışlarım alayla Berna’ya döndü.
”Büyük Annem böyle şeylerle ilgileniyor, birçok kez işe yaramış…” sesi gizemli bir fısıltı gibi dolandı odanın içinde.
” Ya ne yaparsanız yapın, bu saçmalıkla ilgilenmeyeceğim ben odama geçiyorum. Annem sessiz olsunlar biraz dedi.” bu manyaklara bir şey anlatmakla uğraşamayacağım.
”Sakın söyleme anneme.” ablamın uyarıcı sesiyle umursamazca omuz silktim.
”Hiç uğraşamam inan, yarın beni bekleyen yorucu bir gün var gidip uyuyacağım.” arkamı dönüp odadan çıktığımda peşimden kapıyı kapattılar, ardından odanın ışığı söndü.
”Gerçekten kafayı yemişler.” gülüşüme engel olamayarak odama doğru ilerledim.
Bir saat sonra
”Olmuyor.” Serra’nın ağlamaklı sesi kızların arasında yayıldığında hepsinin gözleri yerdeki Ouija Tahtasının üzerinde yanan kırmızı mumda gezindi.
”Artık uyuyalım lütfen.” Aleyna bıkkınlıkla elini parmağı ile dakikalardır tuttuğu bardaktan geri çekti.
”Bir kez daha denesek?” Serra dolan gözleri ile bakışlarını Berna’ya çevirdi.
”Bildiğim bir yol daha var fakat.” elini fincandan geri çektiğinde diğerleri de geriye çekildi. Odadaki sessizlikle Berna’nın konuşmasını beklediler.
”Anne annem yapmamamız gerektiğini söylerdi, iyi ruhlar ve kötü ruhlar denen boyut kapısı ile alakalı…”
”Ne saçmalıyorsun?” Aleyna alayla kıkırdadı.
”Gülme, ciddiyim…” dedi Berna.
”Adam akıllı anlat şunu…” Serra konuşmaya dahil olduğunda, Berna gergince yutkundu.
”Eğer bir adak sunarsak yani bir ödeme gibi düşünün o zaman istediğimiz kişi ile konuşabiliriz.” sesi titrerken Serra hiç düşünmeden konuya girdi.
”Ne vermem gerek?” dedi heyecanla.
”Saçmalamayın ya!” Aleyna öfkeliydi.
”Eski zamanlarda hayvan kanı ya da bakire kanı akıtırlarmış, ama şimdi.” Berna’nın söylediği bu son söz Aleyna’yı içten bir kahkahaya iteledi.
”Aranızda en psikopat benim sanıyordum, siz benden de manyaksınız.” dedi.
”Sordu diye söylüyorum. Ya bir hayvan ya da bir bakire…”
”Kimseyi kurban etmeyeceğiz arkadaşlar…” dedi Şule korkulu bir fısıltı ile.
”Of kurbana gerek yok ki, birkaç damla kanla da olur, amaç bir şeyler sunmak. Büyü yapmıyoruz burada, sadece Serra’nın babasıyla konuşmasını istiyoruz.” Berna’nın sözleri Aleyna’dan yeniden alaylı bir nefes alırken Şule konuşmaya girdi.
”Hayvan bulamayacağımıza göre…”
”Ve bir bakire Şuleciğim.” dedi alayla Aleyna. ”Bildiğim kadarı ile hepimiz mezuniyette kaybetmiştik bekaretlerimizi. Ha?” alayla kıvrılan dudakları Serra’dan öfkeli bir fısıltı aldı.
“Babama çok ihtiyacım var onu çok özledim anlamıyorsunuz. Biz kazanın olduğu o gün küs ayrıldık konuşmamıştık birbirimizle, bununla yaşamak gerçekten zor.”
Genzini sızlatan bu itiraf yanaklarından sessiz yaşlar akmasına sebep olduğunda, kızlar birbirlerine üzgün gözlerle baktı.
“Yapma böyle…” Aleyna yavaşça arkadaşına sarıldı.
Bu tür şeylere inanmasa da onun üzülmesi isteyeceği son şeydi.
“Bir şansım olur sanmıştım…” Dedi Serra sızlanırken.
Ardından bir kırılma gürültüsü sessiz gecede kulakları doldururken Aleyna korkarak geri çekildi.
“Bu neydi?” Birbirlerine korkuyla bakarken hepsinin aklında aynı şey dolanıyordu.
Çağırdıkları bir ruh gelmiş ve evin içinde dolanıyor olabilir miydi? Birazdan herkesi öldürecek korkunç bir varlık.
“Allah kahretsin!” Sierra’nın ağlamaklı sesi ile hepsi korkuyla oturdukları yerden kalktılar.
Serra kız kardeşinin yardıma ihtiyacı olacağını düşünerek acele ile odadan çıkıp yönünü Sierra’nın odasına çevirdi.
Kapıyı hızla açıp içeri girdiğinde Onun yerdeki kırık camları toplamaya çalışırken kesilen elinin acısı ile yere çöküşünü gördü.
“Ne oluyor…” hızla yanına doğru ilerlediğinde diğerleri de peşinden içeri girdi.
“Babamın aldığı küre kırıldı lanet olsun.” Ağlamaklı sesi ile canını acıtan kanayan eli değil babasından ona hediye olan bu kürenin parçalara ayrılması oluyordu.
“Ay ödümüzü kopardın Sierra ya!” Aleyna’nın korkulu sesi ile Serra arkasını dönüp arkadaşına artık susmasının gerektiğini belli eden ters bir bakış bıraktı.
Kardeşi için ne kadar önemli olduğunu bildiği bu küre şimdi yerde parçalara ayrılmışken, avucunun içinden süzülen kan damlaları kırık kürenin içini dolduruyordu.
“Sorun değil gel buraya…” uzanıp kardeşini kendine çektiğinde sıkıca sarıldı. “Tamir ettirmeye çalışırız üzülme.”
“Dikkat etmem gerekirdi ama-” Tamamen ağlamaya dönen sesi ile Berna yaratılan fırsatı görerek hızla yerdeki küre parçasını içine dolan kanla birlikte avuçlarına aldı.
“Ben şunları toparlayayım, sizde elini steril hale getirin.” Acele ile topladığı parçalarla çıktı odadan.
Adımları Serra’nın odasına döndüğünde aceleyle içi kan dolu cam kürenin kırık parçasını tahtanın ortasına bıraktı.
İDEA
Genç prensin yatak odası yardımcısı Yehuda tarafından açıldığında, gündüzden kalmalığın verdiği afallama ile toparlandı büyük yatağının içinde. Üzerinde hiçbir giysi olmaksızın uyuduğu yatakta kırmızı saten pikeyi beline kadar çekerek sıkkın bir nefes verdi.
“Efendi İdea, artık uyanmanız gerek.” Yehuda genç prensin ne denli gergin bir karakteri olduğunu bildiği için temkinle yaklaşıyordu olaya.
“Tahmin edeyim. Saat 3’e geliyor ve geçit kapılarına gitmem gerek.” Bıkkın bakışları sadık uşağının yüzüne döndü.
Yatağın içinde kıpırdanan birbirinden güzel kadınlar uykularının en derin noktalarındaydı, geceyi geçirdikleri bu genç prensin onları yormuş olmasından kaynaklı olarak, konuşulanları duyup uyanacak gibi görünmüyorlardı.
“Çok yakında prensim böyle bir şeye mecbur kalmayacaksınız. Fakat babanızın istekleri oldukça açık.” Hatırlattığı emirle İdea yatakta havalandı ve üzerindeki çarşafı parmaklarını hafifçe hareket ettirerek bedenine sardığında, tıpkı bir tüy parçası gibi büyük taştan odanın soğuk zeminine indi.
“Kıyafetlerim.” Seslenişiyle Yehuda bir önceki günden hazırlanan özel işlemeli elbiseleri hızla prensine doğru getirdi.
Berta cinlerinin özenle işlediği beyaz gömleği hiç hareket etmeyen İdea ‘ya dikkatle giydirdiğinde, üzerindeki saten pikenin usulca yere düşüşünü izledi.
Ardından birer birer tüm parçaları giydirdi ve geri çekildi. “Kaftanınız.” ellerinde zorla taşıdığı ağır kaftanı efendisine doğru uzattığında ondan memnuniyetsiz bir göz devirme aldı.
“Bugün sadece gömlek.” Sözleri tamamlandığında beklemeden yönünü odanın devasa kapılarına döndü. Ellerini bile sürmeden parmaklarını hareket ettirerek geriye kadar açtığı kapılarla beklemeden çıktı önünde uzanan taş koridora.
Kulaklarına dolan kuş sesleri ile attığı her adımla geçit kapılarına uzanan yolda oyalanmadan ilerlemeye devam etti.
Sadece bir süre daha devam etmesi gereken bu görevle, çok yakında babasının tahtı ona bırakacağını biliyordu. O zaman tüm bu gereksiz ayrıntılar ile başka birileri uğraşacaktı. Fakat Kral Lirken oldukça net bir şekilde biricik oğlunun artık güzel periler ve ifritlerle yatmak dışında başka şeylerle ilgilenmesini şart koşmuştu.
Bir gün İdeanın Kral olabilecek olgunluğa geleceğine inanan Kral Lirken, bunun için tüm şartları zorlamaktan çekinmiyordu.
İdea Geçit köprüsüne geldiğinde attığı ilk adımla etraftaki kalabalık ifrit ordusu saygıyla geri çekildi ve geçebilmesi için ona koridor oluşturdu.
İdea ise sıkkın bir sabırsızlıkla yol boyunca ilerledi ve geçit kapısını saat tam 3’ü bulduğunda, boynunda taşıdığı tılsım yardımı ile açtı.
Açılan geçit kapısından sırası ile çıkan ifritler ve içeriye sesleri ulaşan dilek dileyerek yalvaran insanların sesleri iç içe geçerken her birinin tamamen çıkıp insanların seslenişlerine cevap verdiğinden emin olana kadar bekledi.
Nihayet son ifrit parlak ışık huzmesinin içinden geçip gözden kayboldu iri parmakları boynunda taşıdığı tılsıma döndü, kapıları kapatmak üzereyken ağlayan bir kızın sesini duyuyordu.
“Benim istediğim babamla konuşabilmek. Babamla konuşabilmek istiyorum adağımı al, babamla konuşmak istiyorum.” Bu içten yakarışı görmezden gelemeyen Prens bakışlarını geçit kapısına çevirdiğinde yapmaması gereken bir şey yapacaktı…
“Babamla konuşmak istiyorum, lütfen…” Serra ağlayarak parmaklarını ruh tahtasına bastırmış ellerinin altındaki bardağın hareket etmesini dileyerek sızlanıyordu.
“İşe yaramalıydı Sierra bakire değil mi anlamıyorum?” Berna üzgün bir sesle konuştuğunda Serra sert bir nefes çekti.
“Erkekler onunla ilgilenmiyor. Eminim, bakire olduğuna eminim olmasa bilirdim.” Dedi.
“Bence bırakalım artık, zaten kızdan habersiz yapıyoruz hiç içim rahat değil.” Aleyna sıkkın gözlerle tahtanın ortasında duran kan birikintisine baktı.
“Bir şey olmaz ki sadece bir ödeme gibi düşün hem zaten akıp gitmişti.” Berna dakikalar önce onları buna ikna ettiğinde, Serra ilk başta korksa da babası ile konuşabilecek olmanın ihtimalini düşünerek kabul etmişti.
Tahtanın üzerindeki bardak usulca kaydığında, Serra çığlık atarak elini geri çekti. Diğer kızlar korku ile odanın bir köşesine kaçıştığında bardak yeniden hareket etti.
“O-oldu…” Serra korkulu sesine rağmen heyecanlı gülümsemesine engel olamıyordu.
“Baba sen misin?” Titreyen sesi ile tahtayı görebilmek umudu ile ileriye doğru bir adım attığında Aleyna hızla kolunu tutup geri çekti.
“Delilik bu! Gitme Serra, ne olacak bilmiyoruz.”
“Duramam babam olabilir.”
Kolunu hızla geri çekip acele ile yerdeki tahtaya doğru ilerledi. Dizlerinin üzerine çöktüğünde titreyen parmağını korkuyla bardağın üzerine koydu.
Avuçlarının altındaki bardak sertçe hareket ettiğinde, tahtanın üzerindeki harflerde dolanmaya başladı.
“Ne yazıyor…” Berna korkusunu yenerek yavaşça Tahtaya yaklaştığında diğer kızlarda cesaretlerini toplayarak yaklaştılar.
“Ö-L-Ü -L-E-R”
“Ölüler, ölüler yazdı…” Şule heyecanla tekrar ederken Serra dan uyarıcı bir ses aldı. “Şşş. Sus!”
“K-O-N-UŞ-A-M-A-Z” bardak nihayet durduğunda, içinde kan olan cam parçası yavaşça çıtırdadı ve ardından tahtanın üzeri kanla lekelendi.
“Bunun için miydi…” Serra öfke ile tahtaya bir tekme savurdu.
“Sakin ol…” Berna hızla yanına gittiğinde kollarını usulca arkadaşının boynuna sardı.
“Sakin ol lütfen belki böylesi daha iyidir…” yapacağı hiçbir teselli, bu saate kadar babasıyla konuşma umudu ile bekleyen Serra’nın içini soğutamazdı.
SİERRA
Yatağın içinde oturmuş pikeyi dizlerime kadar çekmişken parmaklarım az önce kesilen avuç içimin üzerini örten yara bandında gezindi.
Odamın perdesi kapalı olan cama rağmen hafifçe kıpırdandığında, bir ürperti ensemi yalayarak odanın içine yayıldı.
Ardından yan odadan gelen çığlık sesi ile olduğum yerde irkildim.
“Deli mi bunlar! Annem sessiz olun demedi mi ya.” Üstümdeki pikeyi geri çektiğimde hızla ayağa kalktım ileriye doğru bir adım attığımda bedenim sanki sert bir duvara çarpmış gibi sarsıldı ve yatağa geri düştüm.
Korkuyla olduğum yerde kaldığımda bakışlarım bir şeyler görebilmek umudu ile önümdeki boşlukta gezinmeye başladı tam o sırada sıcak bir nefes yüzümde gezindi.
“Sierra.” duyduğum fısıltı ile korkuyla geri sıçradım.
“Ne oluyor…” korkulu fısıltımla baş ucu lambamın ışığı hafifçe titredi.
Bakışlarım o tarafa döndüğünde üzerinde duran gözlüğüm titremeye başladı.
“Hadi be…” yataktan kalkıp hızla odadan çıkmak için kapıya koşmaya başladığımda yeniden sert bir duvara çarptım. Hızla geri çekildiğim anda bedenimde yayılan korkunun etkisi ile bütün gücümle bağırdım.
“Anne!” Odanın içi sesimle dolduğunda her an gelebileceklerine duyduğum eminlikle elimi ilerideki görünmez duvara doğru savurdum.
Çarptığım sertliğin bir duvardan çok bir beden gibi hissettirmesi ile yeniden bağırdım. “Anne! Serra…” gözlerim korkuyla dolarken kulaklarımda bir fısıltı dolandı.
“Seni duyamazlar.” Duyduğum ses bir erkek sesiydi. Kulağımın dibi mi, zihnimin içimi karar veremediğimde korkuyla yere çöküp kulaklarımı sıkıca kapattım.
“Anne yardım et! Biri yardım etsin…” bağırmaktan boğazım ağrıdığında bakışlarım odanın kapısına döndü ama hiç kimse gelmiyordu. Bende yerden kalkıp yeniden çıkmayı denemeye cesaret edemiyordum.
“Lütfen biri yardım etsin.” gözlerim dolarken sıkıca kapadığım kulaklarıma rağmen yeniden duyabildiğim kalın tınıya kaydı bilincim.
“Bağırma artık. Seni duyamazlar ben istemediğim sürece kimse seni duyamaz, sakinleş.”
Kafamın içinden geldiğine emin olduğum sesle kulaklarımdaki ellerim yavaşça indi.
“Ölecek miyim? Üstelik bu yaşta lanet olsun daha mezun bile olamadım ben daha hiçbir şey yaşamadım ki…”
“Ciddi misin?” Alaycı sesi ile kendi kendime sızlanmaya devam ettim.
“Oysa okuldan sonra işe başlamadan kendime biraz vakit ayıracaktım. Bir tatile çıkmak istiyordum ama şimdi öleceğim…”
Gözlerimden akan yaşlarla çaresizlikle beni bekleyen sona hazırlıyordum kendimi.
Öleceksem iyi tarafından bakmam gerekiyor, Babama kavuşacağım öyle değil mi? Evet, kesinlikle.
“Susacak mısın artık!”
Zihnimde dolanan azarlayıcı sesle düşüncelerimi duyan bu şey ya da Azrail, beni daha da korkutuyordu.
“Azrail mi? Saçmalama Azrail olmak için fazla sorumsuzumdur.” Alaylı sesiyle düşünmeyi bırakmaya çalışıyordum.
Pembe filleri düşün, pembe filler, Afrika’da yürüyen bir düzine pembe fil.
“Kes şunu artık sakinleş konuşalım seni öldürmeyeceğim aslına bakarsan istesem de yapamam.”
Bakışlarım konuşanı görebilmek için odanın içinde dolandığında korku ile dizlerimi kendime çektim.
“Anne…” fısıltılı sesimle hala geleceğine inanıyorum.
“Gerçekten mi? ” dedi alaylı bir kahkaha ile.
“Benden ne istiyorsun ne!”
İDEA
“Para mı istiyorsun benim param yok ki daha beş kuruş koyamadım kenara! Zorlasan zorlasan kumbaramdan birkaç yüz çıkar hem zaten işine de yaramam ben yani eğer alıkoyacaksan…”
Hiç susmuyor! Lanet olsun hiç susmadan nasıl böyle üst üste konuşabilir? Bu insanları anlamak öyle zor ki delireceğim…
“Hem ben sakarım birazda, annem hep ne kadar şanssız olduğumu söyler durur-“
Hala devam eden konuşması ile asla sakinleşmeyeceğini anlıyordum. Yerde öylece durmuş korku ile etrafa bakarken çenesine vuran gevezelikle bana eziyet ediyor gibi.
“Bu böyle olmayacak.” Üzerine doğru bir adım atıp avuç içimi gözlerine perde yaptım. Saniyeler içinde boşalan bedeni yere serilirken hızla kavradığım küçük bedenini yatağın içine bıraktım ve geri çekildim.
Gözlerim bir süre üzerinde gezindi. Ateş kızılı saçları, ince yüz yapısı, silik çilli yüzü ve uzun siyah kirpikleri ile uyurken oldukça güzel görünüyordu. Hem çenesi artık kapalı hem kusursuz bir tablo gibi.
“Seninle uğraşmak eğlenceli olurdu ama ben bu çene ile sonsuz ömrümden birkaç bin yılı harcarım.” Parmaklarım yüzünde usulca dolandığında boynuna doğru yavaşça kaydırdım. Mermer gibi beyaz teni ve aldığı kısık nefeslerle iştahımı kabarttığını söylememek haksızlık olur.
Ablanın dedikleri doğru mu? Daha önce kimse dokunmadı mı sana? İnsan erkekleri kafayı yemiş olmalı. Her gün sarayın içinde senin gibi bir varlık dolansa, sanırım yataktan çıkartmam.
Kendimi kaybetmek üzere iken hızla geri çekildim ve dağılan dikkatimi toparladım.
Ellerim boynumdaki tılsıma uzandığında avuç içime aldığım tılsımla gözlerimi kapatmadan hemen önce gördüğüm güzel kadına veda etmek için yavaşça eğilip dudaklarına hissiz bir öpücük bıraktım.
Ardından kapattığım gözlerimle açılan boyut kapısının girdabına çekilerek dünyadan çıktım.
Göz kapaklarım parlak ışığın içine açılırken avuçlarımda sıktığım taşın ısındığını fark ederek bakışlarımı tılsıma çevirdim. Siyah mercan taşın içi koyu bir bordolukla dolmuş ve beni saklanamaz bir şaşkınlığa itmişti.
“Ne oluyor sana! Sakın bozulayım deme, babamla uğraşamam…”
“Efendi İdea! Efendi idea!” Yehuda’nın sesi henüz içeri girdiğim kapıdan beni bulduğunda koşturarak yanıma gelişini izledim.
“Efendim, nerelerdeydiniz.” korku ile henüz geçtiğim boyut kapısına baktığında yorgun bir nefes çektim.
“Geldim işte, sakin ol.”
“Efendim babanız çok sinirli sarayda yer yerinden oynuyor, derhal sizi görmek istediğini söyledi.”
“Acaba yine neye sinirlendi.” Adımlarım ileride gördüğüm saraya döndüğünde yürüyerek gitmek uçarak gitmekten daha geç olacağı için karşılaşmamızı geciktirebildiğim kadar geciktiriyordum.
“Söylemediler efendim fakat geçit kapısından geçmenizle alakalı olabilir, siz neden dünyaya girdiniz efendim, bir prens olarak orada yapacağınız herhangi bir değişiklik her şeyi mahvede bilir.” korkulu sesi ile çocukluğumdan beri anlatılan efsaneleri zırvalamaya başlamadan önce durdurdum onu.
“Yehuda kapat ağzını, seni sibir böceğine çevirmek zorunda kalmayayım.”
“Pekâlâ efendim.” sessizliğe gömüldüğünde adımlarım nihayet sarayın ana kapısından içeriye girdi.
